Pazar, Eylül 20, 2009

Cloud Computing Nedir?

images.jpgCloud Computing basit olarak düşünülürse bilgisayar programlarının ve sistemlerinin kısmen ya da tamamen web ortamına taşınmasıdır. Yani önceden hard diskimizde kurulu olan veya işyerindeki ağ üzerinde çalışan programlarımız web ortamına taşınıyor. Geniş kapsamlı olarak düşünürsek yazılımları servis olarak(software as service), servisleri platform olarak (Platform as a Service), alt yapıyı servis olarak (Infrastructure as a Service) sunan bir yapı ile karşı karşıyayız. Tabi tam olarak görüp denemeden anlatmak vizontele gibi bir komediye de yol açar mı bilmem ama zaten biz servisleri uygulamalarda kullanıyorduk. Burada sadece daha yaygınlaşmış ve standartlara göre düzenlenmiş , kurumsal alanda kullanımın ön plana çıktığı bir sistem oluşturuluyor. Burada google ofis programlarını örnek verebiliriz. Google servisleri tüm insanlığa açık olan bir sistem özelliği taşıyor. Cloud Computing kullanılarak oluşturulabilecek sistemler genel kullanıma açık ya da belirli bir kullanıcı grubuna açık olabileceği gibi bir güvenlik duvarının arkasında daha kısıtlı kullanıcıları da olabilir. Ayrıca bu tekniklerin tümü kullanılarak bazı kısımları genel, bazı kısımları ise daha özel kullanımlar için ayrılabilir.

Uygulaması ise çok daha güzel. Web barındırma hizmeti alır gibi , bu hizmeti veren şirketlerden Cloud Computing hizmetini satın alıyorsunuz. Hizmetleri almak kullanmak da kolay. İstediğiniz zaman bırakabiliyorsunuzve kullandığınız kadar ödüyorsunuz. Ölçeklendirmek de oldukça kolay. Yani bu işler genel olarak paraya bakıyor :) Paranız varsa bulutların üzerinde yürümek çok kolay. Şimdiden Amazon, Sun, Microsoft gibi şirketler reklamlarını yapmaya başladılar. Zaten bu yazıyı da Sun Microsystems 'in mail kutuma gönderdiği dökümanlardan derleyerek yazıyorum. Cloud Computing alanında da kesinlikle açık kaynak, kapalı sistem gibi ayrımlar olacağa benziyor. Tabi burada sistemle ilgilenen, servisi satan şirket olduğu için linux yada windows hosting almak arasında ne kadar fark varsa servisler arasında da o kadar fark edecektir. Platformlardan çok markalar ön plana çıkacak gibi duruyor.

Uygulamada sıkıntılar da yok değil. Bir şirket Cloud Computing hizmeti veren bir şirketle anlaştı ve tüm sistemini cloud computing standartlarında kullanıyor. Bir süre sonra bizim Bulut hizmeti veren şirketimiz yağmur olarak yeryüzüne düştü ve ortada servis de kalmadı veri de. Böyle senaryolar karşısında kurumlar mağdur olmamak için tabiki büyük yazılım şirketleriyle çalışmak isteyeceklerdir. Bu durumda da sorunlar ortaya çıkabilir. Bulut da olsa sonuçta bir bilgisayar topluluğundan bahsediyoruz ve burada alt yapıdaki işletim sistemi büyük rol oynayacaktır. Yazılım devi bir şirket kendi çalıştığı kurumların vazgeçilmezi olabilmek adına bazı kapalı sistemlere yöneleceklerdir. Bu durumda servis aldığınız şirketi bırakıp başka bir şirkete sisteminizi taşımanız da zorlaşacaktır. Bu gibi senaryolar için Open Cloud Manifestoyu imzalamış olan şirketlerle çalışmak ortaya çıkacak sorunları bertaraf edebilir.

Diğer bir alan ise yazılım lisanslama. Belki 10 yıl sonra değil ama 40 yıl sonra tüm yazılımları servis olarak aldığımızı düşünelim. Crack, warez, serial, keygen gibi hileler son bulacaktır, tüm dinlediğimiz mp3lerimiz, izlediğimiz filmlerimiz birer servis olacak, ödediğimiz kadar yararlanacak, yararlandığımız kadar ödeyeceğiz. Tüm bilgisayarımızın , dökümanlarımızın internete taşınması olarak düşünebiliriz bunu. Tabi bunların gerçeklenmesi zor değil ama yaygınlaşması zor. Hala bazı kuruluşlarda milattan kalma yazılımlar kullanılıyor, kullanan da memnun , kullandıran da. Bu durumlarda özgürlükler devreye giriyor ve hizmet olarak özgürlük( liberty as a service) diyip insanları kendi seçenekleriyle başbaşa bırakmak kalıyor.

Perşembe, Eylül 17, 2009

Oracle Concept Guide

Oracle çalışmalarıma devam ederken SQL Fundamentals konusunda sadece SQL komutlarını görmekten sıkıldım ve daha effective(!) nasıl çalışılır diye araştırmaya başladım. Effective, efficiently, concurrency,consistency gibi kelimeleri Oracle çalışırken yüzlerce defa okuyorsunuz ve bir süre sonra olur olmadık yerlerde kullanmaya başlıyorsunuz. Oracle nasıl çalışılmalı konusunda yaptığım araştırmanın sonucu şöyle:

1. Oracle çok geniş bir konu. Örnek vermek gerekirse bir zamanlar microsoft.net frameworkün gerçekten çok geniş ve kapsamlı olduğunu düşünürdüm. Formlar ve uygulamalar Oracle denizinde sadece küçük bir ada. Bu kadar geniş bir konuda ve 20.000 sayfa döküman içerisinde çok okumak ve yaptığın işi seviyor olmak gerekli.

2. Başlangıç olarak önerilen ilk duraklardan birisi Oracle Concept Guide. Oracle dökümantasyonu içerisinde" A Guide to Guides" özelliğini taşıyor. Bağlantılarla konular hakkında derinlemesine bilgi alabileceğiniz gibi ilk etapta sistemi anlamak için okunması gereken 438 sayfalık mini kitap :)

3. Oracle Concept Guide okurken bir yandan da SQL Fundamentals sınavına hazırlanacak şekilde çalışmak mantıklı olabilir. Burası aslında bildiğimiz ya da bilmediğimiz SQL kısmı, üzerine oracle 'a özel konular da eklenmiş ve tam bir Oracle SQL kılavuzu.

4. Daha sonra ise Tom Kyte 'nin kitabı olan Effective Oracle by Design gelir demişler ve gerçekten inceleme imkanı bulduğum kitaba , bir an önce Concept Guide'ı bitirip başlamak istiyorum.

5. Effective Oracle by Design isimli kitabı okuduktan sonra yol haritası sıkıntımız ortadan kalkıyor çünkü kitap bu yönde de bilgi veriyor.

6. İş bu kadarla da bitmiyor. okuyorsunuz, okuyorsunuz , okuyorsunuz. Özellikle yanına biraz da Java katabilirsek çok daha güzel şeyler ortaya çıkacaktır. Bir de linux kısmı var tabiki. Oracle windows üzerinde tek thread olarak çalışıyor ve 300 mb kadar bellekte tek thread geziniyor. Linux işletim sisteminde ise parçalar halinde çok sayıda thread var. ilk görebildiğim izlenimlerim bunlar ama sanırım Oracle Uzmanı olmak , linux işletim sistemini de bilmeyi gerektiriyor.

Şimdilik bu kadar. Oracle çok büyük bir konu ve çok çalışma gerektiriyor. Bize de büyük işler lazım :) Oracle ve Java konusundaki yazılarıma yeri geldikçe devam edeceğim.

Pazar, Eylül 13, 2009

Depolar, depolar , depolar...

Bir web sitesinde windowsu dolaylı olarak eleştiren ama bu sırada bir yandan da düşündüren bir yazı vardı. Dün paket yöneticisinde program paketleri arasında dolaşırken aklıma bu yazı geldi. Bu sırada Blog Entry Poster isimli yazılımla tanıştım. Masaüstünden blogunuza yeni yazılar eklebiliyorsunuz. Önce bu programı paylaşmak istedim. Sadece etiketleri ve kategorileri ekleyemiyorsunuz,  sonradan etiket eklemeniz gerekiyor. Her zaman aklıma gelen bu yazıyı da alta ekliyorum. :)

---Alıntıdır------

Yazan: Robert Storey.



Bu yazılım incelemesine bir itiraf ile başlamalıyım. Son üç yıldır kötülerin tarafındaydım. Bir anlık gaflet ile, bir yabancıdan bir CD kabul ettim, evime götürdüm ve bilgisayarıma kurdum. CD'de şu kötü ünlü, bulaşıcı ve Amerikan karşıtı işletim sistemi, Linux vardı! İşte böylece benim "özgür yazılım"ın karanlık dünyasına giden kaygan yokuştan aşağı uzun inişim başladı.

"Bedava" - inanmayın! Aynen eroin gibi, yalnızca ilki bedava. Akabinde kendimi Linux kitapları ve geniş bant bağlantı için büyük paralar harcarken buldum. Bütün gece bol miktarda kahve, kola ve pizza tüketerek uyumazdım. Zayıfladım, soldum, saçlarımı uzattım, traş olmaktan vazgeçtim ve hiç banyo yapmadım. Bütün gecelerimi Palo Alto, California'da bilgisayar dükkanında hacker denilen birkaç 'solcu' sürüngen ile geçiriyor ve eve nadiren gidiyordum. Dahası, ben ve 'yeni' arkadaşlarım kendilerinin Just For Fun dedikleri, Komünist Manifesto'nun yenilenmiş sürümünü yazmış olan, Linus denilen Finli teröriste tapıyorduk.

Şimdi, geriye dönüp baktığımda, bu su görmemiş uzun saçlı anarşistler - Linuxista'lar tarafından nasıl olup da aldatıldığıma inanamıyorum. Sürekli olarak, Microsoft'un 'kapalı-kaynak-kodlu' yazılımlarıyla dünya hegemonyasını elde etmek isteyen tekelci bir firma olduğu yalanlarıyla beni bombardıman ediyorlardı. Bana Microsoft'un politikacıları rüşvetle satın alarak, davalar açarak, kanunları kendi istekleri doğrultusunda değiştirterek kirli oyunlar oynadığı söyleniyordu.

Evet, kurtuldum. Ancak şansa! Bir gece, tam da hararetle hack yaparken, DMCA polisi dükkanı bastı, beni ve diğerlerini tutukladı, bilgisayarlara el koydu. Baskının nedeni, hackerlardan birinin, çok şükür ki Amerika'da illegal olan, DVD oynatmak için kullanılan şu kötü ünlü Linux programı DeCSS'yi indirmiş olmasıydı. Onu yakalatan ve ulusal güvenlik için vazgeçilmez olan Carnivore programına teşekkürler.

El konulan bilgisayarların harddisklerinde yapılan incelemeden sonra FBI, hackerların sadece lisanssız olarak DVD'leri seyredip DMCA kurallarını çiğnemekle kalmadığı aynı zamanda birçok 'yazılım patenti'ni de çiğnediğine karar verdi. Onlara fazlasıyla hak ettikleri uzun hapis cezaları verildi. Ancak ben ilk suçum olması nedeniyle sadece iki yıl federal hapisanede yatma ve ilaveten beş yıl gözetim cezasına çarptırıldım. Şansıma, sadece sekiz ay sonra şartla serbest bırakılarak bana danışmanlık yapılan, elektroşok uygulanan ve yüksek dozda Prozac verilen, dik kafalı bilgisayar kullanıcılarının yerine gönderildim. Ama en önemlisi terapistim bana Windows 2000 zevkini tattırdı.

Bu benim kurtuluşum oldu. Şimdi altı aydır Windows kullanıyorum ve hayatım değişti. Işığı gördüm. Bir Microsoft klavye ve bir de Microsoft mouse aldım - bunlar benim arkadaşlarım. Şimdi bütün haberleri MSNBC'den alıyorum. Şunu anlıyorum ki, Bill Gates için iyi olan, Amerika Birleşik Devletleri için de iyidir. Ve Amerika Birleşik Devletleri için iyi olan, dünya için iyidir. Aslında Microsoft, içinde önyargılı hakimler gibi devlet memurlarının bile bulunduğu günahkar ve kötü komplanun kurbanıydı.

Üzgünüm, bunları içimden atmalıydım. Şimdi herşey iyi olacak. Bu yazı gerçekte bir politika yazısı değil. Aslında sadece bir yazılım incelemesi. Bugün Microsoft Windows XP'yi inceliyorum - kullanıcılarını sözde 'özgür yazılım'ın kaos ve tehlikelerinden koruyan işletim sistemi.

Windows XP kopyamı sadece 200 Amerikan Doları'na aldım, bir 450 Amerikan Doları da Microsoft Office XP için verdim. Bu biraz pahalıymış gibi gelebilir ama unutulmamalıdır ki Microsoft'a verilen dolarlar değerli bir nedenle harcanıyor. Yalanlarını yayan ve sağduyulu hükümetleri yıkan Açık-kaynak gerillaları dünyanın her yerinde olabilir. Terörizme karşı savaş ucuz olmayacaktır. Ancak bu kaybetmeyi göze alamayacağımız bir savaş.

Neyse, işimize dönelim. Nedenleri birazdan anlaşılacağı üzere sistemime Bir Microsoft "güvenlik faresi' ve bir de web kamera eklemem gerekti. Hem donanımı hem de yazılımı Amazon'dan 'tıklamadan alışveriş' teknolojilerini kullanarak sipariş ettim. (Burada imlecinizi bir ürün üzerine getiriyorsunuz ve anında sipariş alınıyor - siz isteseniz de istemeseniz de.) Amazon'dan paketim geldiğinde sabırsızlıkla açtım. Windows XP CD'sinin zarfı üzerindeki mührü açmadan önce üzerindeki Microsoft'un korsanlığını yapmanın cinayet ve çocuk tacizinden de kötü bir suç olduğunu belirten dehşet uyarıyı okudum. CD'yi sürücüye takarken avuçlarım terlemiş ve gözlerim parıldıyordu. Sürücüyü kapattığımda ekrana bir uyarı penceresi çıktı, beni korsanlığa yeltendiğimde, BSA(İş Yazılımları Birliği) tarafından amansızca enseleneceğim ve kaçabilecek hiçbir yerim olmayacağı konusunda uyarıyordu. Ömür boyu hapisle karşılaşabilecek ve dahası penisim düşecekti.

Çok geçmeden ekranda, EULA (Son Kullanıcı Lisans Anlaşması) belirdi. 150 sayfadan daha uzun olduğu, 4 puntoluk yazıyla ve sadece Mars'tan gelen yabancıların anlayabileceği bir dilde yazıldığı için basitçe 'Kabul ediyorum' yazısına tıkladım ve anında kurulum işlemi başladı. Gerçekten de zahmetsizdi. Önce XP kurucusu harddiskimi formatladı, sormadan ve şeytani Linux işletim sistemiyle birlikte bütün bilgilerimi de silerek. Sonra gerekli dosyaları harddiske yerleştirmeye başladı, bana kurulumun tamamlanmasının 10 saat kadar süreceğini belirterek. Bu arada ekranda Bill Gates'in kendisinden ve sadık yandaşları Clippy (Konuşan kağıt tutucusu) ve Microsoft Bob'tan başkası olmayan zevkli bir slayt şovu ile eğleniyordum,

XP donanımımı doğru olarak tanıdı. Sonra benim adımı, adresimi, telefon numaramı, banka hesap numaramı, kredi kartı numaramı sordu ve parmak izlerimi almak için sağ elimi Microsoft Güvenlik Faresi üzerine koymamı istedi. Ayrıca gözlerimi web kamerama retina taraması yapılabilmesi için yarlaştırmam gerekti. Sistemin çalışması için 'ürün aktivasyonu' gerektiğinden, XP modemimi kullanarak benim kişisel bilgilerimi Microsoft Pasaportu'na kaydetmek üzere işleme devam etti. Aynı zamanda bana sormadan kredi kartımdan ödemesini yaparak beni MSN'e kaydetti. Ne kadar kullanışlı değil mi?

Windows XP masaüstü bakmaya doyamayacağınız kadar zevkliydi. İtiraf etmeliyim ki, sıkıntıdan kurtulup eğlenmek için kurulmuş olan oyunları oynamak çok iyiydi, XLinus gibi. İnternet Explorer'in son versiyonu çok güzel bir özelliğe sahipti. Otomatik olarak pornografik sitelere girmeyi engelliyordu. Slashdot, Distrowatch, ve Linuxtoday gibi. Bir diğer müthiş IE özelliği de smart tags idi. Web sitelerindeki bağlantıları değiştirerek elektronik alışveriş yapmak istediğimde beni Microsoft ürünlerine yönlendiriyordular. Her zaman popüler olmuş e-posta programı, Microsoft Outbreak'in yeni özelliği övülmeye değer. Coğrafi konumumu otomatik olarak algılayıp, benim adıma, devlet adamlarına, açık kaynak kodlu yazılımları yasaklamaları için kanunlar çıkarmaya zorlayacak şekilde mesaj yollayacaktı.

Ayrıca, Web için çalışmalar yaptığımdan, geliştirilmiş Internet Information Server (IIS) yazılımı ile ilgilenmiştim. Önceki sürümlerinin aksine, bu sürüm Microsoft-dışı tarayıcılar (Netscape veya Opera gibi) ile bağlanmak isteyen kişileri otomatik olarak algılıyor ve bu saldırganları şu özel bilgi web sitesi'ne yönlendiriyor.

Çokluortam bugünlerde herşey, bu nedenle Windows XP'nin ses ve video için tam destek ile gelmesi sürpriz değil. En önemlisi, sanatçıları ve onlara sahip olan büyük kuruluşları korumak için XP'nin DRM (Dijital Hakları Düzenleme) özelliği önyüklü olarak geliyor. Daha önce DRM'yi duymuş ve patent haklarını korumak için olduğunu biliyordum. Yine de böyle zeki bir teknolojiyi çalışırken görünce hayranlık duydum. Bir müzik CD'sini sürücüye yerleştirdim ve anında Windows Media Player bulundu. Ardından XP modemimi kullandı ve çaldığım her müzik parçası için banka hesabımdan 2 Dolar alınıp RIAA (Recording Indastry Association of America) hesabına aktarıldı. Hatta, Internet Explorer'i çalıştırıp banka hesabıma girdiğimde, (CD çalarken) banka hesabımın nasıl boşaltıldığını gerçek zamanlı olarak görebiliyordum! Söylemeye gerek yok, bu şaşırtıcı teknoloji DVD izlediğinizde veya elektronik-kitap okuduğunuzda da çalışıyor ve DRM çıkacak olan digital TV teknolojisini de kapsayacak şekilde geliştirilecek. Ayriyeten, çok şükür Microsoft Pasaport'a, müzik, kitaplar, filimler ve TV programları konusundaki tercihleriniz internet üzerindeki dağıtıcılar ve Department of Homeland Security tarafından paylaşılacaktır. Yalnızca Microsoft gibi büyük bir firma bunu mümkün kılabilirdi!

Tabii ki hiçbir işletim sistemi mükemmel değildir ve ben de birkaç önemsiz sorunla karşılaştım. E-postama bakmak için ilk bağlandığımda sistemin biraz salaklaştığını gördüm. Harddiskin ışığı yanıyor ve sankı kazınıyormuş gibi sesler çıkarıyordu ve modemimin ışıkları yılbaşı ağacı gibi ışıl ışıldı. Microsoft Yardım Merkezi'ni aramaya karar verdim. Redmond, Washington'dan bir 900'lü hattı ve üç saat hatta bekletilirken sıradan bir ücret olarak dakikasına 6 Amerikan Doları ödedim. Sonunda bir Microsoft temsilcisine bağlandım ve neşeyle ilk defa MSN'e bağlanıldığında, XP'nin (size sormadan) 140 Mega Bayt kadar tutan güvenlik yamalarını indirip kurduğunu söyledi. Bunlara NSA Backdoor uygulaması dahildi. Beni bunun tamamiyle normal ve güvenliğim için olduğuna ikna etti. Böylece kendimi çok daha iyi hissettim. Çünkü bir an için şu şeytan Linux hackerların bilgisayarıma girmekte olduğunu düşünmüştüm.

Ne yazık ki, bir başka küçük sorun ertesi gün Microsoft Outbreak kullanıp e-postalarıma bakarken kendini gösterdi. monique@bigboobies.com'dan bir mesaj vardı. Bana britney.jpg ikonuna tıklarsam ücretsiz bir çıplak fotografı sunuyordu. Esasen böyle pisliklere bakmaya niyetim olmasa da, bu sorunu Internet Polisi'ne rapor etmek için inceleme gereği duydum. Netekim, ikona tıkladığımda çıplak fotoğrafı yoktu, aksine Microsoft'un tekelliği üzerine yalanlar vardı. Ekran mavi oldu ve bilgisayar kilitlendi.

Bu iyi değildi. Telefonu kaptım ve Microsoft müşteri desteğini aradım. Dört saat ve 1440 Amerikan Doları sonrası sempatik bir şirket temsilcisine ulaştım. Ah! dedi, şu 'kötü ünlü Monopoly Virusü' Son zamanlarda bu konuda çok aranmaktayız. Korkarım bilgilerinize veda edeceksiniz. Tek çözüm, sistemi baştan tekrar kurmak.

Şu şeytan Linux hackerleri, dedim, yeniden yükleyebilirim ama merak ediyorum acaba gelecekte kendimi korumak için yapabilecek bir şey var mı?

'Hah! tam da bunu söyleyecektim' dedi neşeyle. Sadece 750 Dolara, Microsoft size yeni Palladium güvenli işlemci çipini yollayacaktır. Pentium IV'ün yerine tam uyar. Sadece cpu'nun olduğu yere yerleştireceksiniz ve bütün güvenlik problemleriniz sona erecek.

'Harika!' dedim, 'Size kredi kartı numaramı vereyim'.

'Bu gerekli değil' dedi temsilci, 'biz onu zaten biliyoruz. Microsoft Pasaportu ve Güvenli İşlem sisteminin birçok kolaylığından sadece biri.

Güvenli İşlem - Tanrı'ya şükür. Bunun Redmond'da görevli güvenlik uzmanlarını uyaracağını düşünerek kendimi çok çok daha iyi hissettim. Herşeyin ötesinde, Microsoft'a güvenmeyeceğiz de kime güveneceğiz? Herkes kaderini Windows XP'ye teslim etmeli - gerçekten! Gelecek çok parlak!

Copyright © 2003 Robert Storey -Türkçeleştirme: Tanju Taşçılar.

Sık Kullanılan Uygulamaları Ön Yükleme

Linux işletim sisteminde de kullanılabilen bir ön yükleme mekanizması varmış. Böylece hergün kullandığımız uygulamaları kullanırken zaman kazanabiliriz. Bu özelliği etkinleştirmek için:


sudo apt-get install preload komutunu kullanabilir.

LİNUX ÇALIŞMA ORTAMINI GÜÇLENDİRMEK

Linux ile bazı sebeplerden dolayı haşır neşir oluyorsanız linux vazgeçilmezlerinden olan LAMP, JAVA gibi paketleri de tanıyorsunuzdur. LAMP (linux – apache- mysql-php) gerçekten etkili bir uygulama geliştirme ortamı. PHP ile web geliştirme yapmasanız bile bilgisayarınıza fazla bir yük olmadığı için (IIS ile bu konuda kıyaslanamaz bile) kurmanızda fayda vardır. JAVA ise açık kaynak yazılımların lokomotifi diyebiliriz. Hızlı ve etkili bir framework ile desteklendiği için çok uzun projelerden tutun da kısa küçük programcıklar yazmak için bile uygun bir ortam. (Sadece 15 mb jre indirilmesi/kurulması gerekiyor ki bu çok küçük bir rakam.)
Ben de linux işletim sistemini kurduğumda ilk yaptığım işlerden birisi bu araçları kurmak oluyor. Tabi yanına GNU felsefesine uymadıkları için dağıtıma dahil edilmeyen paketleri de kurmak zorunda kalıyorum.Şimdi kurduğum programları ve uyguladığım ayarları kısaca aktaracağım.
1.Öncelikle yeni yüklediğimiz için sistemimizi son paket listelerini indirerek güncelleyelim.
sudo apt-get update
2.JAVA sanal makinasını ve geliştirme ortamını kuralım:
sudo apt-get install sun-java6-jre sun-java6-jdk
3.LAMP kurulumu için ubuntu 6.06 sürümünden itibaren yeni bir komut geliştirilmiş.
sudo tasksel install lamp-server
Böylece tek adımda apache-mysql-php kurulmuş oluyor.
4.Sıra geldi kısıtlı olduğumuz bazı konulara. Yazı tipleri, media codec paketleri ve flash oynatıcılar, mp3 codecleri. Neyseki tek bir paket ile hepsini halledebiliryoruz.
sudo apt-get install ubuntu-restricted-extras
5.Bu kadar kurulumu yaptıktan sonra sistem güncelleme aracı ile sistemimi güncelliyorum ve artık bilgisayarımı kendime göre dizayn etmeme az kaldı diyorum.
6.Sonraki adımım masaüstü simgelerini windowstan alıştığımız şekilde ayarlamaya geldi. Özellikle belgeler, geri dönüşüm kutusu, bilgisayar gibi öğeler alışkanlığa sahip biriyseniz işinizi kolaylaştırabiliyor. Bunun için konsolda
gconf-editor yazıyorum. Burada gelen tree-view den
apps->nautilus->desktop seçiyorum. Burada yanda gördüğüm computer-icon_visible, home_icon_visible gibi anahtarlardan istediklerimi seçiyorum ve pencereyi kapatıyorum.
7.Ubuntu ile tanımlı gelen 96 DPI çözünürlük kurduğum tüm bilgisayarlarda simgelerin ve yazıların alışılmışın aksine büyük görünmesine yol açıyor. Okumada yardımcı olsa da çalışma alanımızın daralmasını istemeyiz.
System->Appearance->Fonts->Details kısmından 96 değerini 85 değerine çekerek görüntüleri düzenliyorum.
Böylece sistemimi istediğim gibi ayarlamış oldum. Bu aşamadan sonra Add/Remove ile html düzenleyiciler, editorler, pdf araçları, gibi ekstra istediğim yazılımları ve kendi indirmiş olduğum ve kullanmak istediğim yazılımları (Oracle DB, Netbeans) kuruyorum. Netbeans IDE nin hep bir önceki sürümü depoda bulunuyor.
8.Sisteminiz o kadar sakin çalışıyor ki sistemi yormak ve ona yüklenmek isteyebilirsiniz. Bunun için de özelleşmiş araçlar bulunmakta. 3 gb ram belleğinizin yarısını kullanabilmek için ubuntunun kullandığı 300 mb bellek üzerine 2 adet (VirtualBox kullanarak) sistem yüklerseniz (özellikle windows ürünlerini seçiniz) bellek kullanımınız neredeyse 2.5 gb gibi bir rakama ulaşabiliyor. Ayrıca biraz daha zorlarsanız şirinleri de görebiliyorsunuz :)
Not: Paket yöneticisinde gelen VirtualBoxOSE(Açık kaynaklı olan versiyonu) bir yerden sonra sanal makinanıza işlemci gücü ayırmayı bırakıyor ve her ne iş ile uğraşıyorsanız o iş de öylece donakalıyor. Bu bir bug olabilir fakat open source hastası değilseniz VirtualBox sitesinden Ubuntu için indirmeyi yaparsanız ve .deb paketine çift tıklayarak kurarsanız sanal makinalarınızdan daha iyi performans alabilirsiniz. VirtualBox kurulduktan sonra menulerde görünmezse konsoldan VirtualBox yazarak çağırabilirsiniz ve menuleri düzenleyip virtualboxın menu altındaki yerini değiştirirseniz sorunu gidermiş olursunuz.

Son olarak benim masaüstü görüntüm şöyle:

Screenshot

Cuma, Eylül 11, 2009

Ubuntu'ya Göç

Evdeki Windows XP home lisanslı bilgisayarı bir hafta önce tekrar yüklemiş ve ev halkının kullanımına sunmuştum ki üzerinde lisanslı Mcafee Internet Security bulunmasına ve tüm güncellemeleri de yapılmış olmasına karşın Flash diskten bulaşan virüse kurba gitti. Neyseki evdeydim ve olaya el koydum. Bir Mühendis adayı olarak yapılabilecek en etkili çözümü düşündüm ve sorunun Windows XP işletim sisteminin zayıflığından kaynaklandığına kanaat getirdim. Ayrıca bilgisayar üzerinde çalıştırabileceğim lisanslı başka bir windows sürümüne sahip olmadığım için , sadece internete girilen ve yazı yazmak için kullanılan bir bilgisayara linux işletim sistemi kurmaya karar verdim. Böylece göç programını çevremden başlatmış oldum. Şu an Ubuntu 9.04 yüklü bilgisayar hiç çalışmadığı kadar sessiz ve huzurlu. 1.5 gb belleğe sahip ve bunun sadece 192 mb kadarını açılışta yüklüyor. Artık virüs gibi tehlikeleri de bertaraf ettiğime göre uzun bir süre bu konuda sıkıntı çıkmayacak gibi. Ayrıca işletim sistemi artık bizim güvenliğimizi düşünüp ikide bir güncelleme, korsan yazılım uyarısı, yeniden başlatma gibi uyarılar vermeyecek. Bilgisayarda bu gibi  sorunların olmaması aile yakını olan bilgisayar mühendisinin de sorunlarının olmaması anlamına geliyor. :)
Geçen Microsoft'un geleceğe dair planlarını ve gelişmelerini gösteren bir video yayınlamışlar. Çok güzel bir video , fakat bir iki nokta unutulmuş gibi.  Mavi ekranlar ,  görüntüde takılmalar yok ve elektronik ve dokunmatik gazeteden haberleri okuyan yaşlı ve mutlu insan acaba güncellemeleri yüklüyor mu, bence yaşlı adam bi restart atsa iyi  olacak gazetesi yavaşlamış  gibi duruyor. Tabi gazetesine virüs de bulaşmışsa adam sabah sabah havadisleri alacağına , +18 resimler falan görebilir . 
Videonun tamamı için:
http://www.vidivodo.com/259524/microsoft-gelecek-teknoloji

Salı, Eylül 08, 2009

Something

internetten dinlemek için(beatles)


Something in the way she moves
Attracts me like no other lover
Something in the way that she woos me
Don't want to leave her now
Better believe, and how

Somewhere in her smile she knows
I don't need no other lover
Something in her style that shows me
Don't want to leave her now
Better believe, and how

You're asking me will my love grow
Well, I don't know, no, I don't know
You stick around, Jack, it might show
I don't know, no, I don't know

Something in the way she knows
All I gotta do is just think of her
Something in the things that she shows me
Don't want to leave her now
Better believe, and how

You're asking me will my love grow
I don't know, no, I don't know
But you hang around, Jack, it might show
I don't know, no, I don't know

Something in the way she knows me
And all I gotta do is just think of her
Something in those things that she shows me
Don't want to leave her now
Better believe, and how

Mm, mm, mm, mm, mm, mm

I don't plan to leave her now

Frank Sinatra

Oracle 11g Kurulumum

Oracle dökümantasyonunu indirip kurulum ve concepts kısmını okuyarak heyecanımı iyice artırdıktan sonra OracleXE kurulumunu indirip hızlıca yönetim paneline giriş yaptım. Fakat tam olarak aradıklarımı bulamadım. 11g dökümantasyonunu okuyarak Oracle10gExpress üzerinde çalışma yapmanın bazı eksiklikleri doğurabileceğini düşünerek bu kez Oracle 11g Enterprise indirdim. Oracle kurulumlarının en beğendiğim özelliği yazılımları indirip istediğiniz gibi deneyebiliyorsunuz. Ayrıca trial değil tam sürüm. Destek almak ve ticari olarak kullanmak istediğinizde lisans almanız gerekiyor. Ayrıca java geliştiricileri için jDeveloper tüm araçları içinde bulunduran güzel bir IDE.
Konuyu fazla uzatmadan benim ilgilendiğim kısma tekrar dönersek, Oracle konusunda yaptığım ikinci büyük hata Enterprise Kurulumunu dizüstü bilgisayarımda denemek oldu. 3gb ram ve centrino duo 2.0 işlemciye rağmen bilgisayarımın açılması için 2 dakika beklemek zorunda kaldım. Ayrıca 300 mb bellekteki kullanım artışı uzun süre çalışan bir bilgisayar için büyük yük getiriyor. Kısaca  bilgisayarınızı uzun süre yormak istemiyorsanız(ki pil ömrü de azalacaktır) oracle kurulumunu yapmamanız gerekiyor. OracleCommunity üzerinde açtığım konuya Sayın H. Tonguç Yılmaz bugün cevap vermiş ve sanal bir sistem üzerine kurulum yapmanın çözüm olabileceğini paylaşmış.  Sanal bir sistem üzerinde yapılan kurulum belki çalışırken 200 mb kadar fazla bellek ihtiyacı doğursa da her zaman  bilgisayarda Oracle Database kurulumu ile çalışmaktan daha iyidir diyerek oracle veritabanını sanal bir Windows XP SP2 üzerine kurdum. (Virtual Box kullanarak.)  Oracle kurulumu yapmak için dökümantasyondan öncelikle kurulum kısmını okudum. (Dökümantasyon linki burada: http://www.oracle.com/pls/db112/homepage) Ayrıca indirip local olarak da çalışıp geceyi gündüzü unutabilir iyice kafayı bozabilirsiniz. :) Oracle kurulumu için resimli anlatım: (http://www.oracle.com/technology/obe/11gr1_db/install/dbinst/windbinst2.htm). Burada oracle static IP atanmış bir ağ bağlantısı istiyor. Dinamik IP ile ya da daha farklı durumlar için Microsoft Loopback  Adapter kurulumu en sağlam çözümlerden birisi.  Loopback kurulumu için gereken işlemleri açıklayan kb yi okumak için http://support.microsoft.com/kb/839013 . Burada Loopback adapter kurulumundan sonra benim XP kurulumum yine dinamik atanan bir aygıt oluşturdu ve oracle uyarı verdi. Loopback adapter özelliklerinden tcp/ip özelliklerinde
IPAddress=192.168.5.10
SubnetMask=255.255.255.0
DefaultGateway=192.168.5.254    ve DNS için 4.2.2.1 ve 4.2.2.3 ya da Open DNS
düzeltmelerini yaptıktan sonra Oracle kurulumunum bu kez başarıyla sonuçlandı.

Böylece Oracle konusundaki ilk blog girdisini de oluşturmuş oldum. Oracle ile ilgili yazılarıma devam etmeyi düşünüyorum. Ayrıca Oracle alanında www.cagataycebi.com adresinden ileri seviye makalelere ulaşabilirsiniz.
Not: Kurulum öncesinde dil ve bölge ayarlarının İngilizce - UnitedStates olarak değiştirilmesi de oluşabilecek bir dizi hatadan korunmayı sağlayabilir.